“Spor sunuculuğu işinin özel bir iş olduğu kavrandı”


Rilke şöyle diyor: Şiir yazmayı, onsuz yaşadığını hayal edebiliyorsan bırakmalısın. Bize hep zayıf yanlarımızın üzerine gitmemiz öğretildi, oysa güçlü olduğunuz becerilerinize eğilip ne kadar yol kat edebileceğinizi, ne kadar başarılı olabileceğinizi bir düşünün… Her şey daha kolay ve keyifli olmaz mıydı?  Tutkuya dönüşen, keyif aldığımız işlerin bizi ne kadar başarıya taşıyabileceğinin iyi bir örneği Basketbol anonsörü Mustafa Özben. Yirmi yılı aşkın sunuculuk kariyerinde üç olimpiyat ve üç Dünya Kupası gördü: Londra 2012, Rio 2016 ve Tokyo 2020. Başarısının tesadüf olmadığını belirten Özben, “Benim mantram tutku ve çok çalışmak. Üç olimpiyatta görev yapmam asla tesadüf değil. Yaptığım işin kalitesi FIBA tarafından fark ve takdir ediliyor” diyor… 
Mustafa Özben ile yoğun mesaisinin arasında keyifli bir röportaj yaptık. Sizin de keyifle okuyacağınızı tahmin ediyorum. 
-Sizi tanıyabilir miyiz? Kimdir Mustafa Özben?
Bir performans adamıdır. Sunuculuk, anonsörlük, seslendirme, çevirmenlik yapar. Kurumsal sunuculuk işlerinde fikir ve içerik üretir… Kariyerimi 20 yılı aşkın bir süredir bu söylediklerim çerçevesinde yürütüyorum. Benim üç aşkım vardı: Tiyatro, İngilizce ve Basketbol. Bugüne kadar bu üç aşkımı besleyen işler yaptım, yapıyorum. Rahmetli büyük ustalar Gönül Ülkü ve Gazanfer Özcan ile aynı sahneyi paylaşma onuruna eriştim. Bu dönem benim için bir ikinci üniversite dönemiydi. Basketbol anonsörlüğü kariyerimde 20. yılım ve 2 bini aşkın maçı geride bıraktım. 3 Olimpiyat, 2 Paralimpik Oyun, 3 Dünya Kupası ve pek çok uluslararası turnuva… 

-Dünyada ‘spor anonsörlüğü’ işi nasıl yürüyor? 
Spor anansörlüğü tüm spor dallarında çok önemlidir. Basketbol özelinde konuşursak bu işin anavatanı NBA’dir. Takımların bir maç anonsörü bir de saha etkinliklerini yöneten sorumluları vardır. İki kişi çalışır. En önemli özelliği bir takım, anonsörü ile uzun yıllar çalışır. Bir takımın anonsörü günde 1 saat radyo programı yapar, NBA takımlarından bir tanesinin anonslarını yapar, takımın etkinliklerine gidiyor, tek işi sadece bu işi yapıyor. Gelenek korunur. 

 Türkiye’de yeni yeni anlaşılıyor sanıyorum?
Türkiye’de  de Sports Presentation – Spor Sunuculuğu-Anonsörlüğü’nün  özel bir iş olduğunu kavradılar. Bu noktaya getirdiğimi düşünüyorum. Özellikle basketbol anonsörlüğünün özel bir iş olduğunu kavradılar. Önceleri “Ne var, basket atan adamın adını bağırıyorsun” algısı vardı. Benim bu işi getirdiğim nokta ile öyle olmadığını gösterdiğimi düşünüyorum. Tabii, spor endüstrisinin bu işe nasıl baktığı da önemli. Endüstri biraz amatörce bakıyor, olgunluğa gelmesi için uzun yıllar lazım. Endüstri böyle baktığı gibi bu işi yapmak isteyen, yapmaya aday, yapanlar da çok amatör. Külliyen eleştirmiyorum ama durum tespiti bu.

İşin içinde psikoloji, matematik ve sosyoloji var…”
Basketbol anonsörlüğü özelinde matematik, psikoloji sosyoloji vardır. Ciddi bir iş, 16 bin kişiye hitap ediyorsunuz. Orkestra şefi gibi bir rolümüz var. Sesini doğru kullanmak, tonlamayı iyi yapmak, seyircinin enerjisini doğru zamanda harekete geçirmek, bazen akışına bırakmak; seyirciyi dinlendirmek gerekir. Basketbol saliselerde bir dolu şeyin yaşandığı bir oyun. Oyunu iyi bilmeyi, iyi okumayı, kırılma anlarını iyi hissetmek gerekir. Çoğu maçtan sonra sesim yorulmaz ama beynim yorulur. Bunu hissederim. EuroLeague maçlarından sonra ciddi adrenalin patlaması yaşadığım için saatlerce uyuyamam.

– Şu andaki kulübünüz Anadolu Efes değil mi? 
Evet. Anadolu Efes ile 2002-2005 arasında çalıştım, sonrasında Fenerbahçe’den gelen teklifle 9 sene Fenerbahçe’ye hizmet ettim ve  2014 yılında yeniden Anadolu Efes’ten teklif geldi. Sekizinci sezonum Anadolu Efes’te. Dolayısıyla spor anonsörlüğünde de 20. yılımı kutluyorum.

Efes taraftarları size sürekli, “Maçı sen kazandırdın….” diyorlar. Nasıl yorumluyorsunuz?
Ben taraftar ile oyuncu arasındaki köprü vazifesi gören kişiyim. Maçı kazananlar oyuncular ile takımı yöneten antrenör. Ben yaptığım iş ile kazanılmasına fayda sağlayacak atmosferin oluşturulmasını sağlayan kişi olabilirim. Kazanılmasında takımı motive edici, seyirciyi ateşleyen kişiyim. 

– Hikayeniz gençlere örnek olacak bir hikaye. İngilizcenin anavatanı Londra’da olimpiyatlarda İngilizce anonsları yapıyorsunuz, Rio’da hem olimpiyat hem paralimpik… Ardından Tokyo, final ve madalya töreni… Bu alana girmek isteyen gençlere tavsiyeleriniz nelerdir? 
Örnek olmuş olmayı, vizyon açmış olmayı çok isterim.Üç olimpiyat tecrübesinden yola çıkarak gençlerin bu düzeyde gereklilikleri, nitelikleri sağlamaları gerekir. Çalışma düzeni, iletişim becerileri, hızlı problem çözme, kültürler arası ilişkileri yönetme becerilerini geliştirmeleri; çok iyi ama çok iyi dil bilmeleri; dilsel gereklilikleri sağlamaları gerekir. Böyle insanlar yetiştirmemiz gerekiyor. Başarı tesadüf değil. Yetkinliklerinin farkında isen yapacağın işi, mesleği bulmak çok da zor olmuyor. Şimdiki gençler hemen karşılığını almayı bekliyor. Fakat öyle olmuyor. Sabır ve çok çalışmak gerekiyor. 
Mustafa Özben, Basketbol anonsörlüğü kariyerinde 20. yılını kutluyor. İki bini aşkın maçı geride bıraktı. 3 Olimpiyat, 2 Paralimpik Oyun, 3 Dünya Kupası ve pek çok uluslararası turnuva gördü… 

Yorum bırakın