“Türkiye’yi koşarak geçebilirsiniz ya da Marathon’lu Pheidippides’in hikayesi… “
Üzerinde çalıştığım bir proje için deep learning, machine learning ile ilgili araştırma, okumam yapmam gerekiyordu. Elbette iş bilgisayar biliminin babası, yapay zekanın kurucusu olarak bilinen Alan Turing’e uzandı ve kendisiyle ilgili ilginç anekdotlar öğrendim. Öğrendim ki Alan Turing, ulusal takıma seçilebilecek derecede başarılı bir koşucuymuş, dahası ve inanılmaz olanı şehirlerarası yolculuk yapacağı zaman bavullarını trenle gönderip kendisi yaya gidermiş. Bu bilgiyi öğrendiğimde ben de İstanbul’daki maratonda 15K koşmak için hazırlanıyordum. Aynı bilgiyi maratonda birlikte koşacağım arkadaşıma anlatırken ise tren ile İstanbul’a doğru yol alıyorduk ve elbette eşyalarımız da bizimleydi ve biz de trendeydik. Turing’in yaptığını yapmak çok zor olsa gerek, o yüzden koşu işinin biraz da deli işi olduğunu düşünmeye başladım.
Böyle diyorum ama koşmak benim şu hayatta belki de kendime kazandırdığım en güzel uğraşlardan bir tanesi, hoş bunu yeterince iyi yapabiliyor muyum bilmiyorum ama gündemimde sürekli var bu koşu işi. Bunu kendi haneme bir kazanım olarak yazıyorum. Kazanım yazıyorum çünkü bana yardımcı oluyor, rahatlamamı sağlıyor, zihnimi yeniliyor. Neresinden bakarsanız bakın, hazırlık süreci, yarışların kendisi, yaptığınız antrenmanlar; neticede sürekli yaptığınız işlerin dışında bir rutinin içine girmeniz size hareket, yenilik katıyor, daha ileri gideyim kendinizi keşfetmenizi sağlıyor. Baksanıza yazı bile yazdırıyor. Diyeyim ve gelin bizim ilk profesyonel koşu maceramızı anlatayım. Öncelikli koşul şu: Koşma işine girmiş, en azından bunu azcık kafaya takmış bir arkadaş edinmek gerekiyor, gerekiyor ki size eşlik etsin. Diyelim sizin canınız çıkmak istemiyor, tam o anda bir mesaj: “Bugün çıkacak mıyız?” İşte bu an çok kritik, karar verme anı, kalktınız ve gittiniz, gerisi geliyor. Sonra ister 3.5 km, ister 5km, isterseniz 10km, ne kadar koşarsanız yanınıza kar kalıyor. Bizde genelde böyle oldu. Bir program dahilinde Eylül ve Ekim aylarında belli aralıklarla koşmaya çıktık, bazı günler sadece yürüdük, elbette dinlenme günlerimiz de vardı; birisi istemediği an diğeri onu zorladı ve sonuç 43. İstanbul maratonuna; dünyada kıtalar arası koşulan tek maratonu; 15KM kategorisinde katıldık. Ben 15K’yı 1 saat 38 dakika 51 saniyede tamamladım. Finish’e rahat geldiğimi söyleyebilirim, sadece birkaç an tempomu düşürdüm; yürüyüş temposuna geçtim, tam bu anlarda gönüllü koşucular yanımda belirdiler ve yarışa devam diyerek desteklediler. Elbette parkurun etrafındaki ‘hadi hadi’cileri de es geçmeyelim, her seferinde süpersin , harikasın, az kaldı, hadi hadi, diye sesleniyorlardı….
Motivasyonun ne ? Rekabet mi komünite etkisi mi?
İşte tam bu anlarda yani tempomu düşürdüğüm anlarda şöyle düşündüm, buradaki ekosistem yani komünite devam etmenizi sağlıyor. Tek başınıza zorlanacağınız bir durumu, bir işi komünite etkisiyle kolaylaştırabiliyorsunuz, bu belki hayatta da böyle. Bu durumda sormak gerekiyor: Sen komünite etkisiyle mi, rekabet ile harekete geçiyorsun?
“Türkiye’yi koşarak geçebilirsiniz!”
İşin arka planında koşmanın bana düşündürdükleri ve hissettirdikleri böyle. Elbette teknik ayrıntılar da var. Artık Türkiye’nin pek çok kentinde maraton, yarı maraton, halk koşusu etkinliği düzenleniyor, isterseniz her ay bir profesyonel yarış bulabilirsiniz, yıllar önce yazdığım bir yazıda bu durum için şöyle bir başlık atmıştım, “Türkiye’yi koşarak geçebilirsiniz!” …
Gelelim işin ekonomi tarafına, bu iş tam bir ‘koşu turizmi’ yaratmış durumda. Yarışacağınız şehre, ülkeye gittiniz, kaldınız, gezdiniz, gördünüz neticede bir ekonomi yaratmış oluyorsunuz. Düşünsenizde dünyada kıtalar arası koşulan tek maraton olma özelliğine sahip İstanbul Maratonu yaklaşık 40 bin katılımcı ile koşuldu! Pek çok yabancı koşu grubu, kafile bu etkinlik için İstanbul’a geldi, maraton öncesi düzenlenen fuarı ziyaret etti, İstanbul’da konakladı, gezdi, gördü… Bu arada koşu öncesi düzenlenen fuarda koşucular kendilerine ait, göğüs numarası, çip, tişört, çanta gibi aksesuarlarını teslim alıyorlar. Fakat ‘olay’ tam da burada yaşanıyor; şöyle ki burada dünyanın pek çok farklı ülkesi bu fuarda stant açıyorlar.
Nasıl Türkiye, ‘Boğazı koşarak geçin’ diyorsa, diğer ülkeler de, mesela İspanya “Gelin Madrid’in en güzel sokaklarında koşun” diyorlar, spor markaları kendi ürünlerini sergiliyorlar, çeşitli etkinlikler düzenliyorlar. Fuarların bir çeşit pazar yeri ‘market’ oldukları elbette aşikar, tabi yarış öncesi ziyaret edilmesi katımlıcılar açısından keyifli de oluyor.
Atinaya uzanan 42km’lik yol …
Son not olarak Marathon’lu Pheidippides’in hikayesine değineyim ve noktalayayım: ‘Maraton’ kelimesi; 42K koşusunun diğer adı. Yani 15K, 10K koşuları maraton değil; 21K yarı maraton ; burada ‘K’ kilometre anlamına geliyor. Peki, maratonlar neden 42K koşuluyor: Eski yunanda en güçlü ve en hızlı koşucular haberci olarak seçilirmiş, bu koşucular çok uzun mesafeleri inanılmayacak kadar kısa zamanda koşarak haber iletirlermiş. M.Ö 490 yılında en ünlü habercilerden biri Marathon’lu Pheidippides, Atinaya kadar 42KM’lik yolu o kadar kısa zamanda koşmuş ki , yorgunluktan son nefesini vermeden önce sadece, “Zafer bizimdir!” diyebilmiş.
Yorum bırakın