Can Gürses: “Eğitim sınav ajandası ile zincirli halde: Bütün iklim değişti ajanda hala aynı”


Eğitim alanında düşüncelerine değer verdiğim bir isim Eğitimci Can Gürses. Kendisi ile şimdiye kadar pek çok röportaj yaptık. Neyi konuşuyoruz? Türkiye’nin uluslararası sınavlarda düşük skorlarını; bunun nedenlerini, nasıl aşılması gerektiğini, çözüm yöntemlerini, Türkiye’nin hemen yer yaşta en sıkıntılı konusu olan matematik korkusunu, sınav merkezli eğitim sitemini… Covid-19 salgını sonrası yine bir araya geldik; uzaktan eğim, genel olarak Covid-19 salgınının eğitim üzerindeki etkisi, Gürses’in kurucusu olduğu Çocuklar için Oyunlarla Matematik Atölyesinin Covid-19 sağlık krizden nasıl etkilendiğini ve kendisinin yeni çalışmaları hakkında verimli bir söyleşi gerçekleştirdik. Önce atölye hakkında kısa bir bilgi vereyim sonra sizi röportaj ile baş başa bırakayım.

Kezban KARABOĞA/www.egitimsayfasi.org

‘Çocuklar İçin Oyunlarla Matematik’ Atölyesi’nin 10 ilde 17 şubesi var. Bunlar sınav ajandası olmayan, ilkokul 2. sınıftan 8. sınıfa kadar çocukların eğitimine yönelik atölyeler. Hedef çocuklara matematiği sevdirmek. Gürses’in ifadesiyle büyük şeyler vaat etmiyorlar, çocukların sosyal ortamda yaşıtları ile birlikte matematik ile alakalı olumlu anılar biriktirmesini istiyorlar. Gürses, sadece Matematik Atölyesi değil, Felsefe, Drama ve Satranç atölyelerinin de alanlarında kendini kanıtlamış kişiler tarafından verildiğini anlatıyor. Örneğin Drama atölyesi-Sevinç Erbulak, Satranç Atölyesi-Mustafa Yılmaz tarafından veriliyor. Atölyeler 16 hafta sürüyor ve çocukların okul şartlarında görme fırsatı bulamadığı konular işleniyor. Örneğin Matematik atölyesinde oyun teorisi, olasılık, kaos, network ve örüntüler gibi konular anlatılıyor. Gürses, “Çocuklar matematik atölyesinde bir simülasyonda bir salgın en kolay ve en zor nasıl yayılır? bunu deneyimliyorlar. Salgın öncesi çocuklarımız bunu tecrübe etti ve salgının matematik ile ilişkisini kurdular dolayısıyla matematik günlük hayatta ne işe yarayacak sorusunun cevabını da kendileri verdiler” diyor. Sizleri röportajımız ile baş başa bırakmadan önce güzel haberi vereyim, Can Gürses 3-5 yıl içinde butik bir ilkokul açmayı planlıyor. Kendisi haberi şöyle veriyor: “Talep o kadar yüksek ki 3-5 yıl içinde ilkokul açmayı düşünüyoruz. Önemli bir bilgi birikimi oluştu.”

“EĞİTİM SINAV AJANDASI İLE ZİNCİRLİ HALDE”

-Uzun yıllardır eğitim işinin içindesiniz, Türkiye eğitim sistemi ile ilgili değerlendirmeleriniz nelerdir?

Türkiye’de eğitim ‘sınavlara hazırlık’ konusunun uydusu halinde, eğitim bunun etrafında dönüyor. Sadece çocukların değil, okulların, öğretmenlerin başarısı sınavda ne kadar başarılı olunduğu ile ilgili, dolayısıyla ‘sınavlar’ eğitimin toplamını etkileyen bir hal. Bütün iklim değişti ajanda hala aynı. Çocuklar yine LGS sınavına, gençler yine üniversite sınavına girecek okullarda hala vize final var. Her şey değişti sınav ajandası değişmedi, sıkıntı burada. Yepyeni bir iklimde bu sınav ajandalarına hazırlanmalarını istiyoruz çocuklardan, gençlerden. Bu sınav ajandası olmasa aslında online eğitim müthiş bir deneysel ortam sunuyor. Sanki hiçbir şey değişmemiş gibi bir de müfredatın tamamından sorumlular bu da büyük bir yük. Eğitim sistemi sınav ajandasının etrafında dönüyor, bu yaşadığımız süreç bunun ispatı oldu. Eğitim sınav ajandası ile zincirlenmemiş olsa, bu dönemde, insanlar deneysel şeyler yapabilirler.

“DAHA İYİ BİR ONLİNE EĞİTİM MÜMKÜN”

-Covid-19 salgını atölye çalışmalarınızı nasıl etkiledi?

Az sayıda çocukla çalışıyoruz, her grupta 10 çocuğumuz var. Bu dönem bin çocuğa da eğitim verebilirdik ama tercih etmedik.  Ankara İstanbul ve İzmir’de bazı şubeler yüz yüze eğitim veriyor, geri kalan tüm şubeler online atölyede. Online yapmaya sıcak bakmıyordum ama salgın sonrasında gördük ki etkileşim çok kaybolmuyor, dahası online eğitim şubelerimizin olmadığı yerlerdeki çocuklara ulaşma imkânı verdi. Salgın dönemi bitse bile online ajandamızı devam ettirmeyi düşünüyoruz. Online eğitimin önemi kaçınılmaz. Sosyal adaleti sağlıyor. İyi bir öğretmenden herkesin istifade etmesini sağlıyor. Daha ucuz, maliyeti sıfıra yakın, en temel internet erişimi gibi, donanımsal olanakları da sağlayabilirsek, herhangi bir bölgeye bir kurum açmaktan daha kolay, herkesi eşit bir seviyeye getiriyor. Türkiye bunu kötü tecrübe etti ama nüfus arttıkça ‘kurum’ açmak akıl karı değil ama daha iyi bir online eğitim mümkün.

“MATEMATİK KONUŞULMUYOR ÇÜNKÜ SATILABİLİR DEĞİL”

-Matematik dersinden neden korkulur?

Matematik Türkiye genelinde her yaş grubunda en sıkıntılı ders. Bir ilkokul 2., 3., veya 4. sınıf öğrencisinin herhangi bir derse karşı önyargı beslemesi neden olabilir? Çocuğun ne külliyatı var ki bir önyargı beslesin? Bu ya okulda aldığı eğitimin biçimi ya da aileden kaynaklı olabilir çünkü aileler farkında olmadan çocuğunu yönlendirebiliyor ve matematik bir şekilde korkulan bir mevzu haline geliyor. Ortada yıllardır süren bir problem, başarısızlık var ve korku tesadüf değil. Bakın STEM yani Fen (Science), Teknoloji (Technology), Mühendislik (Engineering) ve Matematik (Mathematics) eğitimi popüler hale geldi. Buradaki alanlardan robotik kodlama öne çıktı çünkü ürüne dönüştürülebilir, satılabilir. Okullar robotlar, kit satıyor. 3D printer almak zorunda kalan aileler oluyor. Aslında STEM’in en temeli matematiktir. Neden STEM eğitimi bu kadar konuşuluyorken bir parçası olan matematik konuşulmuyor çünkü satılabilir değil, A4 kağıdını mı satacaklar, konuşacaklar, orada yaratıcı bir şey bulmak zorunda, dolayısıyla tercih edilmiyor. Tabi robotik kodlama dünya genelinde bir trend ve çocuğun iş bulabilmesi için önemli bir araç ama konunun temeli değil. Üç teknik; Coding (Kodlama) Engineering (Mühendislik) ve Science (Fen-Bilim) için temel mevzu matematiktir. Bu da en sıkıntılı olduğun ders fakat bir tane girişim yok bu konuda.

“SALGIN SONRASI ÖĞRENME SÜRECİNİN KENDİSİ ÖN PLANA ÇIKTI”

-Online eğitimde etkinliği artırmak için neler yapmak gerekir?

Okulların ajandası farklı, 30 öğrenciyi bir sınıf olarak online platforma taşımak zorundalar. Sayı yükseldikçe interaktif olma hali-tartışma olasılığı azalıyor. Ders süreleri kısaltılabilir. Grupları bölmek gerekiyor. Online için 30 kişi çok fazla. Çünkü sınıfta bile 25-30 çocukla bir dersi tüm çocukların etkin olabileceği şekilde yapmak zor. Hocaların ders verme rutinlerini değiştirmeleri gerekiyor, bu da bir zorluk. Online ile yüz yüze ders materyali bambaşka şeyler. İkisin de verdiği belirli olanaklar var. Öğretmenlere de iş çıkıyor, çocuğu derste tutacak başka unsurlar bulmak zorundalar. Örneğin Fen dersi anlatıyorsun, video bulmak zorundasın. Özel okullar için düşünelim sadece, ‘Öğretmen kalitemiz yüksek, basketbol takımı, yüzme havuzu var diyorlardı şimdi online eğitimde hepsi ortadan kalktı. İki özel okulu birbirinden ayıran faktörler öğretmenler haricinde neredeyse ortadan kalktı. Salgında öğretmen faktörü ve öğrenme sürecinin kendisi ön plana çıktı. Eğitim ile alakalı diğer unsurların kalktığı bir dönemdeyiz, öğretmen doğrudan okulun temsilcisi oldu.

Not: Atölyelere ilişkin detaylı bilgi almak ve kayıt için cocuklaricinmatematik.com ziyaret edebilirsiniz.

Yorum bırakın