Prof. Ceyhun Elgin: “Her ülkede belirli başlı kurumların örgün eğitime daha uzun bir süre devam edeceği kanaatindeyim.”
Covid-19 salgını nedeniyle yüz yüze eğitime ara verildi. Okullar, üniversiteler ‘bir anda’ -uzaktan- eğitime geçmek, adapte olmak zorunda kaldı. Bu hızlı ve zorunlu geçiş; aslında ‘cepte’- ‘aşılmış’, ‘çözülmüş’ gibi görünen, güvenlik, yetersiz altyapı ve internet erişiminde eşitsizlik gibi sorunları gün yüzüne çıkardı, bu sorunları çözemediğimizi ortaya koydu. Tabii, iyi şeyler de oldu, Covid-19 kendi ‘üretimlerini’ de çıkarmaya başladı. Örneğin, Türkiye Uzaktan İktisat Seminerleri (TUİS) yapılmaya başlandı; haftada bir veya 2 kez farklı üniversitelerden akademik iktisatçılar, güncel araştırmaları hakkında uzaktan seminerler vermeye, akademik bir çalışmanın sunumunu yapmaya başladı. Yani #evdekal’sak da, evde çalışma- evde üretim devam ediyor. Devam etmek zorunda. Peki, gerçekten ne durumdayız? Uzaktan eğitim işi nereye gidiyor? Uzaktan eğitimin artıları-eksileri nelerdir? Müfredatın aktarımı etkin sağlanıyor mu? Hemen anlatalım.
Şu anda derslerini Screen o Matic ve Zoom ile senkronik ve asenkronik olarak verebildiğini belirten Boğaziçi Üniversitesi İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ceyhun Elgin, “Öğrencilerin birçoğunun dersi can kulağı ile dinlediğine eminim ama bu durum, maalesef duvara karşı kendi kendinize konuşuyorsunuz hissini geçirmiyor. Örneğin Zoom’da, ‘beyaztahta’ eklentisi olsa da özellikle teknik bir ders anlatıyor ve tahtayı sık sık kullanmanız gerekiyorsa, bu sekteye uğruyor. Sınıfta tahta başında anlatır gibi olmuyor. Dersi slayt üzerinden anlatan ve slaytların dışına çıkmayan bir öğretim üyesiyseniz sorun yok ancak, sınıfta tartışma yapan/yaptıran, tahtayı sıklıkla kullanan bir hoca iseniz ne yazık ki uzaktan eğitimde verim düşüyor” diyor. Uzaktan eğitim fazlaca kullanılmaya başlayınca ‘Zoombombing’- bir video konferans görüşmesine izinsiz giriş yapılması- sorununun ortaya çıktığını belirten Prof. Elgin, “Bir şekilde dersin linkini bulan dışardan birileri gelip derste ırkçı ya da pornografik içerikler paylaşabiliyor. Geçen hafta ABD’de bununla ilgili birkaç örnek oldu” şeklinde konuşuyor.
Uzaktan eğitime tamamlayıcı olarak bakılması gerektiğini belirten Prof. Elgin, “Belirli alanlarda, çeşitli nedenlerle tamamen online eğitim programları olabilir; hatta bazı üniversiteler bu konuda uzmanlaşabilir, tabii ki yükseköğretimde teknolojik entegrasyon olmazsa olmaz ancak en azından kısa ve orta vadede uzaktan eğitimin örgün eğitimin yerini alacağını sanmıyorum. Benim öngörüm 20-25 sene içinde bir ihtimal, her ülkede oldukça kaliteli birkaç üniversite hariç diğerleri uzaktan eğitime geçebilir; ancak her ülkede belli başlı kurumların örgün eğitime daha uzun bir süre devam edeceği kanaatindeyim” diyor.
“ABD’de üniversiteler ücretsiz laptop desteği sağladı!”
ABD’de maddi yapısı güçlü üniversitelerin öğrencilerine ücretsiz laptop desteği sağladığını aktaran Prof. Elgin, “Türkiye’de bunu kaç kurum ne kadar yapabilir bilemiyorum. Bu ne yazık ki bir sorun. ABD’de 2019 internet erişim oranı (%87) civarında iken Türkiye’de bu oran %78’lerde. Kaldı ki, Türkiye’de genç nüfusta bu oran çok daha yüksek olabilse de yeterli internet kotası olup olmaması sorunu ile de karşı karşıyayız. Örneğin Boğaziçi Üniversitesi bu konuda mezunlarından öğrencileri için burs desteği istedi” ifadesini kullanıyor.
Derslerinde için Moodle ve Youtube ortamlarını kullandığını aktaran Hacettepe Üniversitesi İktisat Bölümü Dr. Öğretim Üyesi M. Aykut Attar ise, “Derslerin videolarını çekerek hem kendi öğrencilerime hem de genel olarak ilgilenebilecek herkes ile paylaşmış oldum. Gelen tepkiler olumlu. Uyum sağlamak kolay değil ancak notları çevrimiçi hale getirmek olumlu oldu. Sanırım yüz yüze anlatılan derste sağlanan etkinliğe yüzde 100 ulaşmak mümkün değil. Uzaktan eğitimi, yüz yüze eğitimin tamamlayıcısı olarak düşünmek gerek. Salgın sonrası dönemde yüz yüze eğitim devam ederken uzaktan eğitim uygulamaları destekleyici olabilir” diyor.
‘Prof. Alçın: Örgün eğitime eş güce ulaşacaktır!’
Derslerinde uzun süredir asenkron araçları kullandığını belirten İstanbul Kültür Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sinan Alçın da, “Senkron olarak da 2007 yılında uzaktan öğretim Yüksek Lisans Programında ders vermeye başladım. Normalde uzaktan senkron eğitimde öğrenci katılımında istenilen seviyeler yakalanamamakla birlikte, bu kez ilginin yüksek olduğunu söyleyebilirim. Spesifik laboratuvar ihtiyacı dışında uygulamalı birçok dersin de uzaktan yapılabilir olduğunu gözlemliyoruz. Yaşadığımız süreç hem mekân hem de zaman yakınsaması konusunda öğretici. Geleceğin ekonomilerinde ilişkisellik kilit kavram. Bu ilişkiselliğin sadece aynı anda aynı mekânda olanlar arasında değil, çok uzaklarda ve belki farklı anlarda olanların senkronizasyonu içermesi gerekiyor” ifadesini kullanıyor.
“Politika yapıcılara ödevler …”
Pandemi sonrası memleketine dönen öğrencilerin bir kısmının teknik yetersizlik sorunları ile karşı karşıya kaldıklarını aktaran Prof. Alçın, “YÖK, söz konusu teknik yetersizliklerin mücbir sebep olduğu ve ‘kayıt dondurma’ hakkı doğuracağı yönünde karar aldı. Bu durum politika yapıcılar açısından güçlü bir ağ, sürücü ve cihaz altyapısının ülke bütününde yaygınlaştırılması konusunda ödevler ortaya çıkartıyor. Uzaktan öğretimin pandemi ortadan kalkınca bir anda buhar olamayacak. Hatta, üniversite eğitimi içinde muhtemelen örgün öğretime eş güce ulaşacaktır. Yakın dönemde sanal ders, sanal laboratuvar, sanal konferans, sanal çalıştay, sanal yazım atölyelerinin giderek yaygınlaşacağını göreceğiz. Pandemi, uzaktan öğretim ve çalışma araçlarını etkin biçimde kullanma konusunda bir ‘fırsat’ sundu” diyor.
“Gidişat on-line eğitime doğru olsa da şirketler elemanlarını seçerken son kararı yüz yüze görüştükten sonra veriyor.”
“Prof. Küçüközmen: Eğitim etkileşimli bir süreç”
Derslerini yüz yüze verirken aynı zamanda derse katılamayan ya da hastalık ve benzeri sebeplerle derse ev ortamından katılanların izlemesine imkan veren interaktif bir ortamda işlediklerini aktaran İzmir Ekonomi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Çoşkun Küçüközmen de, “Blackboard ve Panopto sistemlerini kullanıyoruz. On-line eğitime geçince Blackboard Collaborate Ultra programını kullanmaya başladık. Öğrenciler kısa sürede adapte oldular, sorun yaşamadık. Öncesinde Üniversitemizin TLC (Teaching and Learning Centre) Merkezi’nce düzenlenen yoğun bir bilgilendirme ve webinar eğitimine katıldık. Verimlilik gayet iyi, katılım yüksekti. Eğitim etkileşimli bir süreç ve öğrenci-öğretmen ilişkisi önemli. Gidişat on-line eğitime doğru olsa da şirketler elemanlarını seçerken son kararı yüz yüze görüştükten sonra veriyor” diyor.
Yorum bırakın